Kemik Tümörü Tedavisi
Kemik tümörü tedavisi her hastanın genel durumuna, tümörün türüne, ne kadar yayıldığına ve boyutuna bağlı olarak değişim gösterebilmektedir....
Görüntülemede kemikte şüpheli bir alan görülmesi, tek başına kanser tanısı anlamına gelmez. Ancak kemik biyopsisi, görüntülerde görülen lezyonun hangi dokudan oluştuğunu anlamak ve sonraki adımı belirlemek için gerekebilir. İşlem yaklaştığında en sık düşünülen konular kemik biyopsisi nasıl yapılır, kemik biyopsisi acır mı ve biyopsi sonucu kaç günde çıkar başlıklarında yoğunlaşır. Belirsizliği azaltmanın en doğru yolu, biyopsiyi yalnızca doku alınan bir işlem olarak değil, tanı ve olası tedavi planının bir parçası olarak değerlendirmektir.
Mr, röntgen ve bt gibi görüntüleme yöntemleri kemikteki lezyonun yeri, büyüklüğü, çevre dokularla ilişkisi ve bazı yapısal özellikleri hakkında önemli bilgiler verir. Bazı lezyonların görüntüleme özellikleri iyi huylu bir süreci güçlü biçimde düşündürebilirken bazı görüntüler kötü huylu tümör, enfeksiyon veya başka kemik hastalıkları arasında kesin ayrım yapılmasına izin vermez.
Bu noktada kemik biyopsisi, şüpheli bölgeden alınan gerçek dokunun patolog tarafından incelenmesini sağlar. Böylece yalnızca lezyonun kötü huylu olup olmadığı değil, hangi hücrelerden oluştuğu ve gerekiyorsa tümörün alt tipi gibi tedaviyi değiştirebilecek bilgiler de elde edilebilir. Kemik tümörlerinde görüntüleme biyopsiden önce tamamlanır ve biyopsi, görüntüleme bulgularıyla birlikte değerlendirilir.

Bu nedenle mr ile biyopsi birbirinin alternatifi değildir. Görüntüleme lezyonun haritasını çıkarırken patolojik inceleme dokunun kimliğini belirler. Özellikle kemik tümörü şüphesinde tedavi planı yalnızca görüntünün kötü görünmesine dayanarak oluşturulmaz.
Kemik lezyonlarında uygulanacak biyopsi yöntemi herkeste aynı değildir. Lezyonun bulunduğu kemik, derinliği, büyüklüğü, çevresindeki damar ve sinir yapıları, görüntüleme özellikleri ve alınması gereken doku miktarı yöntemin belirlenmesinde rol oynar.
Temel amaç mümkün olan en az doku hasarıyla, patolog tarafından güvenilir biçimde değerlendirilebilecek yeterli ve temsil edici örneği almaktır. Şüpheli kemik tümörlerinde bu karar verilirken yalnızca biyopsi günü değil, olası sonraki cerrahi işlem de düşünülür.
Tru-cut biyopsi, kalın ve içi boş özel bir iğne kullanılarak lezyondan silindir biçiminde doku örnekleri alınmasına dayanan bir yöntemdir. İşlem çoğunlukla görüntüleme eşliğinde gerçekleştirilir ve bt gibi yöntemlerden yararlanılarak iğnenin doğru noktaya ilerlemesi sağlanabilir.
Bu yaklaşım açık cerrahi biyopsiye göre daha küçük bir giriş alanı oluşturur. Uygun hastalarda lokal anestezi ve gerektiğinde sedasyon altında yapılabilir. İğne ile kemikten doku alınırken birden fazla örnek alınması gerekebilir çünkü tümörlerin farklı bölgeleri birbirinden farklı özellikler gösterebilir.
İğnenin yalnızca lezyona ulaşması yeterli değildir. Hangi yönden ilerleyeceğinin de önceden planlanması gerekir. Özellikle kötü huylu bir kemik tümörü ihtimali varsa biyopsi yolunun sonraki cerrahi girişimi zorlaştırmayacak biçimde seçilmesi önem taşır.
Açık biyopsi, küçük bir cerrahi kesi aracılığıyla lezyondan doğrudan doku örneği alınmasıdır. Kemik tümörlerinde açık yöntemin en sık kullanılan biçimlerinden biri insizyonel biyopsidir ve burada lezyonun tamamı yerine tanı koymaya yetecek bir bölümü çıkarılır.
Açık yöntem, iğne biyopsisinden daha fazla doku sağlayabilir. Bu nedenle iğne ile yeterli örnek alınamadığında, lezyonun yapısı nedeniyle güvenilir örnek elde etmek güç olduğunda veya patolog için daha geniş doku gerektiğinde tercih edilebilir.
Ancak daha büyük kesi yapılması yöntemin otomatik olarak daha doğru olduğu anlamına gelmez. Tanı için yeterli dokuyu en uygun ve sonraki tedaviyi bozmayacak yöntemle elde etmek temel hedeftir.
Çoğu durumda görüntüleme eşliğinde yapılan kalın iğne biyopsisi tanıya ulaşmak için yeterli olabilir. Ancak lezyonun konumu, içerdiği canlı doku miktarı ve önceki örneğin tanısal olup olmaması kararın değişmesine neden olabilir.
Örneğin lezyonun merkezinde yoğun nekroz bulunuyorsa yalnızca bu bölgeden alınan örnek tanı için yetersiz kalabilir. Bu nedenle biyopsinin hangi bölgeden alınacağı görüntüleme bulgularına göre belirlenir. İlk örneğin yetersiz bulunması da her zaman kötü bir durum anlamına gelmez; bazen lezyonun yapısı nedeniyle yeniden biyopsi gerekebilir.

Şüpheli kemik tümörlerinde biyopsiyi yapan ekip ile olası tümör cerrahisini planlayan ekibin koordinasyonu önemlidir. Bunun temel nedeni biyopsi sırasında oluşturulan giriş yolunun, ileride yapılabilecek ameliyatın şeklini etkileyebilmesidir.
Özellikle primer kemik tümörü olasılığında biyopsinin ortopedik onkoloji prensipleri dikkate alınarak planlanması gerekir. Biyopsi girişinin yeri, yönü ve geçtiği anatomik alanlar önceden değerlendirilir. Uluslararası klinik kaynaklarda da kemik tümörü şüphesinde biyopsi ile olası definitif cerrahinin birlikte planlanmasının önemi vurgulanmaktadır.
Bu yaklaşımın amacı hastayı daha fazla işleme yönlendirmek değil, ilk işlemden itibaren sonraki seçenekleri korumaktır.
Biyopsi iğnesinin veya cerrahi kesinin geçtiği hat, şüpheli kötü huylu kemik tümörlerinde biyopsi yolu olarak değerlendirilir. Geleneksel onkolojik cerrahi prensiplerine göre bu yolun, ileride yapılacak tümör çıkarma ameliyatında gerektiğinde tümörle birlikte çıkarılabilecek şekilde konumlandırılması hedeflenir.
Bu nedenle biyopsi izi mümkün olduğunca gelecekteki cerrahi kesiyle uyumlu bir hatta planlanır. Biyopsi yolunun farklı kas kompartımanlarından, önemli damar ve sinir yapılarına yakın bölgelerden veya sonraki ameliyat sırasında çıkarılması zor alanlardan geçirilmesi cerrahi planı gereksiz yere genişletebilir. Güncel kemik tümörü konsensüslerinde de biyopsi yolunun planlanan cerrahi kesi üzerinde veya güvenli biçimde çıkarılabilecek bir bölgede tutulması önerilmektedir.
Buradaki önemli ayrıntı şudur: biyopsinin başarılı olması yalnızca yeterli dokunun alınmasına bağlı değildir. Dokuya hangi yoldan ulaşıldığı da özellikle kemik tümörü şüphesinde işlemin kalitesinin bir parçasıdır.
İşlem gününde önce daha önce çekilmiş görüntüler yeniden değerlendirilir ve biyopsinin yapılacağı bölge belirlenir. Kullanılan ilaçlar, kan sulandırıcılar, alerjiler ve ek hastalıklar kontrol edilir. Hastanın aç gelmesi gerekip gerekmediği uygulanacak anestezi ve sedasyon yöntemine göre önceden bildirilir.
İğne biyopsisinde hasta, hedef kemiğe en güvenli şekilde ulaşılabilecek pozisyona alınır. Bölge temizlendikten sonra lokal anestezi uygulanır. Ardından görüntüleme kontrolü altında biyopsi iğnesi hedeflenen alana ilerletilir ve gerekli doku örnekleri alınır. İşlem sonrasında giriş yerine baskı uygulanır ve küçük bir pansuman yapılır.
Bu nedenle internette görülen tek bir biyopsi deneyimini herkes için geçerli kabul etmek doğru değildir. Pelvis kemiğindeki derin bir lezyonla cilde yakın bir kemik lezyonunun işlem süreci aynı olmayabilir.
İğne biyopsilerinin önemli bir bölümü lokal anestezi altında yapılabilir. Hastanın kaygısı, lezyonun konumu veya işlemin beklenen güçlüğüne göre sedasyon eklenebilir. Açık biyopside ise daha kapsamlı anestezi yöntemleri gerekebilir.
Görüntüleme eşliğinde yapılan iğne kemik biyopsilerinde işlem süresi çoğu hastada yaklaşık otuz ile altmış dakika arasında olabilir ancak ulaşılması zor bölgelerde süre uzayabilir. Hazırlık ve işlem sonrası gözlem süresi bu sürenin dışında değerlendirilmelidir.
İşlemden önce hastaya verilen hazırlık talimatlarına uyulması önemlidir. Özellikle kan sulandırıcı ilaçların kendi kendine kesilmemesi, ilacı kullanan kişinin bunu biyopsiyi gerçekleştirecek ekiple önceden paylaşması gerekir.
Kemik biyopsisi acır mı düşüncesi işlem öncesi kaygının en önemli nedenlerinden biridir. Lokal anestezi uygulanırken kısa süreli iğne batması veya yanma hissedilebilir. Bölge uyuştuktan sonra biyopsi iğnesi ilerletilirken baskı, basınç veya kemik üzerinde kısa süreli rahatsızlık hissi oluşabilir.
Ağrının düzeyi biyopsinin yapıldığı kemiğe, lezyonun derinliğine ve kişinin ağrı algısına göre değişir. İşlem sonrasında biyopsi bölgesinde birkaç gün sürebilen hassasiyet veya sızı olması mümkündür. Görüntüleme eşliğinde yapılan iğne biyopsilerinde lokal anestezi kullanılması ve gerektiğinde sedasyon uygulanması işlem sırasında hissedilen rahatsızlığın kontrolüne yardımcı olur.
Biyopsiden sonra giderek artan ağrı, belirgin şişlik, devam eden kanama, akıntı veya ateş gelişmesi ise rutin hassasiyetten farklı değerlendirilmelidir. Böyle bir durumda işlemi yapan sağlık ekibiyle iletişime geçilmesi gerekir.

Biyopsi sonucu kaç günde çıkar konusunda tek bir süre vermek mümkün değildir. Bazı kemik biyopsilerinde patolojik değerlendirme birkaç iş günü içinde tamamlanabilirken bazı örneklerin kesin tanıya ulaşması daha uzun sürebilir. Genel patoloji süreçlerinde raporların birkaç gün ile yaklaşık on gün içerisinde tamamlanması sık görülür ancak kemik tümörlerinde ek incelemeler bu süreyi uzatabilir.
Kemik dokusunun laboratuvarda hazırlanması da bazı yumuşak doku örneklerinden farklı olabilir. Mineralize kemiğin mikroskop altında değerlendirilebilir hale getirilmesi için ek işlem gerekebilir. Bunun yanında patolog yalnızca hücrelerin görünümüne değil, görüntüleme bulgularına ve klinik bilgilere de ihtiyaç duyabilir.
Sonucun birkaç gün gecikmesi tek başına kötü huylu bir hastalık bulunduğunu göstermez. Sürenin uzaması çoğu zaman tanıyı daha güvenilir hale getirmek amacıyla yapılan ek laboratuvar incelemeleriyle ilişkilidir.
Bazı tümörler rutin mikroskobik incelemede birbirine benzeyebilir. Patolog bu durumda immünohistokimyasal boyamalar, moleküler incelemeler veya başka yardımcı testler isteyebilir. Özellikle nadir kemik tümörlerinde örnek, bu alanda deneyimli başka bir patolog tarafından da değerlendirilebilir.
Bu süreç ikinci görüş veya konsültasyon şeklinde ilerleyebilir. Amaç raporu geciktirmek değil, tümörün türünü mümkün olduğunca doğru belirlemektir çünkü birbirine benzeyen iki farklı tümörün tedavi yaklaşımı tamamen farklı olabilir.
Bekleme döneminde patoloji sonucunu hızlandırmak amacıyla farklı merkezlere kontrolsüz biçimde yeni işlemler yaptırmak yerine mevcut görüntülerin ve biyopsi örneğinin değerlendirilmesinin tamamlanması beklenmelidir. Kullanılan ilaçlar da doktor önerisi olmadan değiştirilmemeli veya kesilmemelidir.
Biyopsi bölgesinin bakımı için verilen talimatlara uyulmalı, pansuman ve aktivite konusunda işlemi yapan ekibin önerileri izlenmelidir. Ateş, artan kızarıklık, şişlik, belirgin kanama veya beklenenden fazla ağrı ortaya çıkarsa sonuç günü beklenmeden sağlık ekibiyle iletişim kurulmalıdır.
Patoloji raporunda benign ifadesi iyi huylu, malign ifadesi ise kötü huylu bir lezyonu tanımlar. Ancak rapordaki tek bir kelimeyi bütün sonuçtan bağımsız değerlendirmek doğru değildir. Kesin yorum, patoloji bulguları ile görüntüleme ve klinik özelliklerin birlikte incelenmesiyle yapılır.
Atipi ifadesi hücrelerin normalden farklı bazı özellikler taşıdığını anlatır ve tek başına kanser anlamına gelmez. Nekroz dokunun bir bölümünde hücre ölümü bulunduğunu ifade eder. İmmünohistokimya ise hücrelerin taşıdığı belirli proteinleri araştırarak tümörün kökenini ve türünü ayırt etmeye yardımcı olan laboratuvar yöntemlerinden biridir.
Grade ifadesi kötü huylu tümörlerde hücrelerin mikroskop altında ne kadar agresif özellik gösterdiğine ilişkin bir değerlendirmedir. Evre ile aynı şey değildir. Evre hastalığın vücuttaki yayılımını anlatırken grade tümörün biyolojik özellikleri hakkında bilgi verir.
Bazen raporda tanısal materyal yetersiz veya bulgular görüntüleme ile uyumsuz gibi ifadeler bulunabilir. Bu durum doğrudan kötü huylu hastalık anlamına gelmez. Alınan dokunun lezyonu yeterince temsil etmediği düşünülüyorsa yeniden biyopsi planlanabilir.
Patoloji sonucunun iyi huylu gelmesi her zaman hiçbir şey yapılmayacağı anlamına gelmez. Öncelikle patoloji sonucu ile mr ve diğer görüntüleme bulgularının birbirini destekleyip desteklemediğine bakılır. Görüntüler agresif özellik gösterirken çok küçük bir biyopsi örneğinin tamamen iyi huylu görünmesi durumunda sonuç yeniden değerlendirmeye ihtiyaç duyabilir.
Gerçekten iyi huylu olduğu doğrulanan bazı kemik lezyonları yalnızca belirli aralıklarla görüntüleme ile takip edilebilir. Bazıları ise iyi huylu olmasına rağmen büyüme, ağrı, kemiği zayıflatma veya kırık riskini artırma gibi nedenlerle tedavi gerektirebilir. Dolayısıyla iyi huylu sonucu, kanser saptanmadığını ifade eder ancak her durumda takip gereksizdir anlamına gelmez.
Sonuç kötü huylu gelirse de biyopsi raporu tek başına tüm tedavi planı değildir. Tümörün tipi belirlendikten sonra gerekli görüntülemelerle hastalığın yaygınlığı değerlendirilir ve cerrahi, ilaç tedavisi veya diğer tedavilerin sıralaması tümörün türüne göre planlanır. Patoloji raporu bu sürecin başlangıç noktalarından biridir.
Biyopsi öncesindeki en zor dönem çoğu zaman tanının henüz bilinmediği dönemdir. Görüntülemede şüpheli lezyon görülmesi kanser tanısı değildir, biyopsi istenmesi de kanser bulunduğu anlamına gelmez. Kemik biyopsisi nasıl yapılır konusu kadar önemli olan ayrıntı, işlemin doğru bölgeden, yeterli örnek alınarak ve ileride gerekebilecek cerrahi plan hesaba katılarak yapılmasıdır.
Kemik biyopsisi sonrasında yürüme durumu biyopsinin yapıldığı kemiğe ve işlemin kapsamına göre değişir. Özellikle yük taşıyan kemiklerde aktivite için doktorun önerisi dikkate alınmalıdır. Tru-cut biyopsi çoğu hastada günübirlik uygulanabilir ve kısa bir gözlem sonrasında taburculuk mümkün olabilir. Sedasyon veya ek tıbbi durumlar varsa gözlem süresi uzayabilir. Biyopsi giriş yerinde hafif sızıntı veya morarma görülebilir. Durmayan kanama, hızla artan şişlik veya şiddetli ağrı gelişirse sağlık ekibiyle iletişime geçilmelidir. Uygun şekilde planlanan kemik biyopsisi, tanı sürecinin standart bir parçasıdır. Biyopsi hattının olası sonraki cerrahi kesi dikkate alınarak seçilmesi bu nedenle önem taşır. İyi huylu sonuç kanser saptanmadığını gösterir ancak bazı kemik lezyonlarının görüntüleme ile takip edilmesi gerekebilir. Takip kararı lezyonun türüne, büyüklüğüne ve kemiğe etkisine göre verilir. Biyopsi sonucu kaç günde çıkar sorusunun yanıtı yapılacak ek incelemelere göre değişir ve bazı sonuçlar birkaç günden daha uzun sürebilir. Gecikme tek başına kötü huylu bir hastalık bulunduğunu göstermez. Açık biyopsi cerrahi kesi ile yapıldığı için kesi bölgesinde iz kalabilir. Kesi hattının olası sonraki ameliyat planıyla uyumlu olması özellikle şüpheli kemik tümörlerinde önemlidir.Kemik Biyopsisinden Sonra Yürünebilir mi?
Tru-Cut Biyopsi Sonrası Hastanede Kalmak Gerekir mi?
Kemik Biyopsisi Sonrası Kanama Normal mi?
Kemik Biyopsisi Kanseri Yayabilir mi?
Biyopsi Sonucu İyi Huylu Çıkarsa Takip Gerekir mi?
Biyopsi Sonucu Kaç Günde Çıkar ve Gecikmesi Kötü Bir İşaret midir?
Açık Biyopsiden Sonra İz Kalır mı?
Kemik tümörü tedavisi her hastanın genel durumuna, tümörün türüne, ne kadar yayıldığına ve boyutuna bağlı olarak değişim gösterebilmektedir....
Yumuşak doku tümörleri, vücudun yumuşak dokularında gelişen iyi huylu veya kötü huylu kitlelerdir. Özellikle kötü huylu tümörlerin tedavisi,...
Yumuşak doku tümörü ameliyatı, vücudun belirli bölgelerinde ortaya çıkan tümörlerin alınması için uygulanmaktadır. Bu dokuda ortaya çıkan tü...